Dervişlerle Hasbihal -
her hakkı saklıdır - 2014
®

olumecel

nubuvvet

 
http://www.irmaktv.com.tr/icerikler/resimler/programlar/promo/1_17962320_nubuvvet_promo.jpg

Rabbimizi bize anlatan üç büyük muallim vardır:
1.Kainat da Allah'ın yarattığı her biri birer mucize olan varlıklar alemidir.
2.Hazreti Muhammed (aleyhissalatü vesselam)
3. Kur'an-ı Kerim'dir.
Allah'ımızı bize tanıtan bu üç büyük muallimden ikincisi olan Hazret-i Muhammed (asm)'ın davasının hak olduğunu ispatlamak ve O'nun (asm), Allah'ın Peygamberi olduğunun delillerini göstermek için bu bölüm oluşturuldu.

O'nun (asm) davasının hak ve kendisinin Allah'ın Peygamberi olduğunu ispatlamak aynı zaman da Kur'an'ın da Hak Kêlamullah olduğunu ve Kur'an'ın en büyük davası olan Allah'ın varlığına dair bize öğrettiklerinin de şüphesiz doğru olduğunu ispat etmek anlamına gelmektedir. Çünkü Hazret-i Muhammed'in (asm) en büyük meselesi Allah'ın varlığını ve birliğini ispat etmektir. Hazret-i Muhammed'i (asm) kabul etmek demek, aynı zamanda diğer iman esasları olan; öldükten sonra dirilme, melekler, kader gibi iman esaslarının da kabul edilmesi demektir. Çünkü Hazret-i Muham- med'in (asm) bize tebliğ ettiği Kur'an'ın içerisinde bu iman esasları ispat edilip anlatılmaktadır.

Bu yüzden Peygamber Efendimizin (asm) davası- nı ispatlayan delillere her zaman ihtiyaç hissederiz. Çünkü şeytan ve şeytandan ders alan başta nefsimiz olmak üzere imanımıza hücum eden çok fazla düşmanımız vardır. Bu nedenle bu hakikatleri sürekli iç alemimizde canlı tutmalı, şeytana ve onun şakirtlerine hücum edecek bir delik bırakmamalıyız.

Bu gaye ile nübuvvet delillerinden bazılarını aşağıda, başlıklar halinde izah etmeye çalışacağız. Ancak şu bilinmelidir ki, Peygamber Efendimizin (asm) nübüvvetinin delilleri sadece bizim burada yazacaklarımızla sınırlı değildir. Burada anlatacakla- rımız ancak okyanustan birer damla nispetinde olacaktır. Efendimiz'i (asm) tüm yönleriyle anlatabilmek için ciltler dolusu kitap yazılsa yine yetersiz kalınacaktır. Fakat yine de bizler elimizden geldiğince gayret göstereceğiz ve daha detaylı izah isteyenleri bu çalışmamızda esas kaynak olarak kullandığımız Bediüzzaman Hazretlerinin Risale-i Nur Külliyatı'na havale edeceğiz.

Tevrat, İncil ve Zebur Gibi Semavi Kitapların İşaretleri O'nun (asm) Nübüvvetine Delildir.
Peygamberimizin (asm) gelişi, kainatın en önemli hadisesidir. Çünkü anlaşılmaz bir kitap, muallimi olmadan manasız bir kağıt parçası gibiyken, muallimi ile bir anlam kazanır. Kainat da Peygamber Efendimiz (asm) ile bir anlam kazanmıştır.

Peki Peygamberimizden (asm) önce gelip geçen on binlerce peygamber bu kadar büyük bir hadiseyi haber vermemiş olabilirler mi? Elbette olamazlar. Çünkü onların vazifesi, kainatın gelmesini beklediği Peygamberimizin (asm) gelişine bir nevi hazırlık yapmaktır. Bu nedenle önceki tüm peygamberler az-çok Efendimizden (asm) haber vermişlerdir.

Akla gelebilir ki, madem haber vermişler, neden şu an halen o peygamberlerin tabileri ve getirdikleri kitaplarını okuyanların büyük çoğunluğu tarafından, Efendimiz (asm) halen inkâr edilmektedir? Bunun nedeni eski kutsal kitapların tahrif edilmesi ve tercüme üstüne tercüme geçiren kitapların asılların- dan uzaklaştırılmasıdır. Bediüzzaman'ın bu konuda- ki tesbiti çok orjinaldir:

“Madem o kitaplar da Allah'ın sözleridir, elbette dinlerinin hükümlerini iptal edecek ve dünyayı tesiri altına alacak bir hadiseden haber vermelidirler. Çünkü en ufak tarihi meseleleri bile ihmal etmeyen İlahi kitaplardır. Madem haber verecekler, o halde ya yalanlayacaklar ki, dinlerini hücumdan kurtarsınlar veya tasdik edecekler ki, O'nun sayesinde dinleri hurafelerden ve tahriflerden kurtulsun. Halbuki dost ve düşmanın tasdikiyle, Kur'anı ve Hazreti Muhammed'i (asm) yalanlayan hiçbir ifade o kitaplarda yoktur. Öyleyse tasdik etmişlerdir.”

İncil, Tevrat ve Zebur'da Efendimize (asm) işaret eden ayetlerden pek çoğunu İslam alimleri tespit edip eserlerinde bunları ele almışlardır. Örneğin, Hüseyin-i Cisri, Risale-i Hamidiye isimli eserinde yüz on dört tane işareti o eski kitaplardan çıkarmıştır.

Bu konuda detaylı bilgiyi sitemizdeki “Semavi Kitaplarda Peygamber Efendimiz” isimli bölümü- mümüzde bulabilirsiniz.
Kaynak: Risale-i Nur Külliyatı, Mektubat, On Dokuzuncu Mektup

Doğumundan Evvel Vücuda Gelen Olağanüstü Hadiseler, O'nun (asm) Nübüvvetine Delildir.
Peygamberimizin (asm), doğumundan önce meydana gelen bazı önemli hadiseler vardır. Bu hadiseler Efendimiz (asm) ve O'nun dünyaya geleceği mübarek beldeyle irtibatlı olmasından dolayı Efendimizin (asm) hem mucizesidir, hem de nübuvvetinin delillerindendir.
Bir kaç örnek verecek olursak;

-Peygamberimizin (asm) doğumundan elli iki gün önce Kâbe'yi yıkmak niyetiyle Mekke'ye hücum eden Ebrehe ve askerlerinin başlarına ebâbil kuşlarının taşlar yağdırması,
-Doğduğu gece, Kâbe'deki putların baş aşağı düşerek kırılmaları,
-Kisrâ'nın sarayının sütunlarının yıkılması,
-Ateşe tapan Mecusîlerin, bin seneden beri yanan ve hiç sönmeyen ateşinin, o gece sönmesi,
-Sava gölünün o gece kuruması...
Bu ve benzer onlarca hadise gösteriyor ki, doğacak olan mübarek Zat'ın (asm), kıblesi Mekke'de olacak, put perestliği ve her türlü şirki ortadan kaldıracaktır. Bu konuda detaylı bilgiyi sitemizde yer alan Peygamber Efendimizin (asm) hayatında “Efendimizin Dünyaya Teşrifleri Sırasında Meyda- na Gelen Hârikâ Hâdiseler” isimli bölümde bulabilirsiniz.

Doğumundan Evvel O'nun Geleceğini Müjdele yen Kahinlerin ve Alim Bazı Zatların İfadeleri O'nun (asm) Nübüvvetine Delildir.
Peygamber Efendimizin (asm) doğumundan önce yaşamış meşhur Şık ve Satîh gibi bazı kâhinler başta olmak üzere, ruhânîler ve cinler vasıtasıyla gaybdan haber veren bazı medyumlar Peygamberi- miz'in (asm) geleceğini, doğacağı yeri ve zamanı, hatta bazı icraatlarına kadar pek çok gaybi bilgiyi haber vermişlerdir.

Aynı kahinler ve medyumlar gibi, o dönemde yaşayan alimler de yine Peygamberimizin (asm) geleceğini müjdelemişlerdir. Örneğin Peygamberimi- zin (asm) atalarından olan Kâ'b İbn-i Lüeyy, Yemen ve Habeş padişahlarından Seyf ibni Zîyezen ve Tübba' gibi çok ârifler ve o zamanın evliyaları, çok açık ifadelerle Hazret-i Muhammed'in (a.s.m.) risaletin- den haber verip bazıları şiirlerle ilân etmişler.

Hattâ o padişahlardan birisi demiş: “Ben Muhammed'e (a.s.m.) hizmetkâr olmasını, bu saltanata tercih ederim.” (1) Birisi de demiş: “Ah! Ben ona yetişseydim, O'na amcaoğlu olurdum.” (2)Yani, Hazret-i Ali (r.a.) gibi fedai bir hizmetkârı ve veziri olurdum.
Bu konuda detaylı bilgiyi sitemizdeki “Peygam- berimizin Mucizeleri” bölümümüzde yer alan “Peygamberlik Verilmeden Evvel Meydana Gelen Mucizeler” kısmında bulabilirsiniz.
1-Kadı Iyâz, eş-Şifâ, 1:365; Nebhânî, Hüccetüllah ale'l-Âlemîn, 115; Beyhakî, Delâilü'n-Nübüvve: 2:285.
2-İbni Kesîr, el-Bidâye ve'n-Nihâye, 2:166; Kadı Iyâz, eş-Şifâ, 1:363; Ali el-Kari, Şerhu'ş-Şifâ, 1:740; el-Hâkim, el-Müstedrek, 2:388; Nebhânî, Hüccetüllah ale'l-Âlemîn, 138.
Hatif Denilen ve Gayıbdan Haber Veren Bazı Cinlerin, Sanemlerin ve Bazı Mezar Taşlarındaki Yazıların, O'nu (asm) Müjdelemeleri O'nun (asm) Nübüvvetine Delildir.
Peygamberimizin (asm) doğumundan veya kendisine peygamberlik verilmeden evvel cin taifesinden, şahsı görülmeyen, sadece sesi işitilen hatif denilen cinlerden Peygamberimizin (asm) gelişini müjdeleyenler olmuştur. Bu konuda pek çok sahih rivayet, siyer ve hadis kitaplarında yer almaktadır. Mesela Zeyyab ibn-ül Harise, bir hatif şöyle seslenmiştir:

“Ey Zeyâb, ey Zeyâb! Acaibin en acibine kulak ver: Muhammed kitapla gönderildi; Mekke ahalisini çağırıyor, ama onu dinlemiyorlar.”[1]
Yine aynı şekilde bir başka hatif de, Samia İbn-i Karret-il-Gatafaniye şöyle seslenmiş ve duyanların imana gelmelerine vesile olmuştur:
“Hak geldi, nur saçtı. Bâtıl ise, mahvoldu, kökü kazındı.”[2]

Nasıl ki cinlerden Hatif'ler Peygamberimizin (asm) geleceğinden haber vermişler, aynı şekilde bazı sanemlerden ve hatta sanemlere kesilen kurbanlar- dan da aynı şekilde haberler verildiği tarih ve siyer kitaplarında yazılıdır. Örneğin Mazen Kabilesi'nin sanemi şöyle bağırıp, Peygamberimizi (asm) müjdelemiştir:
“Şu gönderilen Peygamber, indirilmiş hak bir kitap getirdi.”[3]

Yine Peygamberimizden (asm) evvel yazılmış bazı taşlarda ve mezar taşlarında Peygamberimizin (asm) adı ve ıslah edici olarak sıfatı yazılıdır.[4] Bu isme ve bu sıfata o dönemde orada yaşayıp ölenler içerisinde Peygamberimiz'den (asm) başka layık bulunamaması[5] ispat eder ki bu yazılanlar Peygam- berimiz'den (asm) haber vermektedir.

[1]Halebî, es-Sîretü'l-Halebiye, 1:335-337; Süyûtî, el-Hasâisü'l-Kübrâ, 1:358; Nebhânî, Hüccetüllah ale'l-Âlemîn, 181.
[2]Ali el-Kari, Şerhu'ş-Şifâ, 1:748; Süyûtî, el-Hasâisü'l-Kübrâ, 1:252.
[3]Beyhakî, Delâilü'n-Nübüvve: 2:255; Halebî, es-Sîretü'l-Halebiye, 1:325; İbni Kesîr, el-Bidâye ve'n-Nihâye, 2:337; el-Heysemî, Mecmeu'z-Zevâid, 8:242; Ali el-Kari, Şerhu'ş-Şifâ, 1:747; Süyûtî, el-Hasâisü'l-Kübrâ, 1:252-271.
[4]Kadı Iyâz, eş-Şifâ, 1:467; Ali el-Kari, Şerhu'ş-Şifâ, 1:749; Halebî, es-Sîretü'l-Halebiye, 1:354.
[5]Halebî, es-Sîretü'l-Halebiye, 1:131-134.
Ümmiliği ile Beraber Dininin ve Tebliğinin Mükemmel Olması, O'nun (asm) Nübüvvetine Delildir.

Şimdi şöyle bir düşünelim: Okuma yazması olmayan birisi, bütün dünyayı ilgilendiren bir plan ve program geliştirmeye niyetlensin. Hiç okuma yazması olmayan bu zat, projesini onlarca yıl boyunca kimseye sezdirmeden geliştirsin ve sonra da bunu insanlara ömrünün sonuna doğru duyursun. Duyurduktan sonra da bütün plan ve projelerinde; en ufak bir çelişki ve hata olmadan, geri adım atmadan vefatına kadar bütün zorluklara rağmen davasından vazgeçmeden devam ettirsin ve sonunda davası onun planladığı gibi bütün dünyaya yayılsın. Bu mümkün müdür?

Hem de bu anlattığı dava, öyle bir dava olsun ki, bütün duyurduğu insanların kavim, kabile, alışkanlık, örf, adet, din yani alışa geldiği ve bağlana geldiği ne varsa hepsini kökten değiştirsin. Ümmi birisinin böyle bir inkılabı yapması ve muvaffak olması imkansızdır.

İşte Hazreti Muhammed (asm), daha evvelden peygamberlik gibi bir plan ve projesi olmadan birden İslam davasıyla meydana çıkmış ve bütün insanlığa davasını tebliğ etmiştir. Bunu yaparken de zerre kadar bir tereddüt, korku, çelişki eseri göstermemiş ve on sene gibi kısa bir sürede üç milyon kilometre kare gibi devasa bir bölgede yüzbinlerce insanın kalplerine ve gönüllerine hükmetmiştir. Mazide canlı canlı evladlarını toprağa gömecek kadar cani olan bir toplumdan kısa sürede öyle medeni bir toplum meydana getirmiştir ki, vefatından on beş sene gibi kısa bir zaman sonra dini üç kıtaya ve milyonlarca insana ulaşmıştır.
Şimdi soruyoruz; eğer peygamberlik iddiası -haşa- kendi uydurduğu bir dava olsaydı ve yıllarca hazırlık yaptıktan sonra kırk yaşında tebliğe başlasaydı, bunu kendi akrabaları ve hatta eşi bilmez miydi? Hem eğer bu büyük ve iddialı davasında doğru olmasaydı, O'na (asm) ilk iman edenler, bütün canlarını ve mallarını, bu uğurda feda ederler miydi? İlk dönem Müslümanların çektikleri sıkıntılar ortadadır.

Şimdi düşünelim; eğer Peygamberimiz (asm) -haşa- peygamber olmasaydı ve -haşa- İslamı kendisi uydurmuş olsaydı, bunu hangi nedenlerden dolayı uydurabilirdi?

Rahat yaşamak için mi? Oysa bütün hayatının çileyle geçtiği, mal-mülk namına elinde ne varsa insanlara dağıttığı ve hatta ölürken borç karşılığında rehinde eşyası olduğu bir gerçektir. Demek ki, rahat yaşamak için böyle bir iddiada bulunmuş olamaz.

Liderlik için mi? Halbuki bütün hayatı şahittir ki, kendisi insanlardan bir insan olmuş, asıl efendiliğin ve liderliğin hizmetkârlıkla olduğunu hayatıyla ispat etmiştir. Savaşta en önde savaşmış, kendi yırtığını dikmiş, bir hizmet vaktinde arkadaşlarıyla beraber çalışmıştır. Demek liderlik iddiasında bulunmuş olması da geçerli bir iddia olamaz. Hem böyle bir iddiası olsaydı, Mekke müşriklerinin teklif ettikleri liderlik ve mal mülk tekliflerini reddedip sefaleti tercih eder miydi?
İnsanları, içinde bulunduğu kötü durumlardan kurtarmak için böyle bir iddiayla ortaya çıkmış olabilir mi? Haşa; bu iddia da geçersizdir. Çünkü insanları din namına kurtarmak isteyen dindar birisi -haşa- Allah namına yalan söyleyemez. Yalan söylese hakiki dindar olamaz ve yalanı er-geç ortaya çıkar. Hem getirmiş olduğu din emsalsizdir. Bütün dinlerin esasını özünde içermekle beraber, hepsinden farklıdır, orjinaldir. Ümmi bir Zatın kabiliyetinin üstünde mükemmellikte bir dindir. Demek ki bu iddia da geçersizdir.

Demek bu iddiaların tamamı, şeytanın bir telkini ve nefsimizin vesvesesinden ibarettir. Hazret-i Muhammed (asm) Allah'ın son ve en üstün peygam- beridir. Bütün insanlığa önderdir. Daha önceden en ufak bir iddiası yokken, kırk yaşında kendisine nübuvvet verilmiş ve hayatının sonuna kadar her türlü çileye göğüs gererek vazifesini ifa etmiştir.

İslamiyet'in Kanunlarının Mükemmel Olması, O'nun (asm) Nübüvvetine Delildir.
Acaba ümmi olan, yani okuma yazma bilmeyen bir kişinin tek başına kanunlar yapması ve bu kanunların hiç değişikliğe uğramadan tam on dört asrı ve her asırda insanların en az dörtte birini adaletle ve hakkaniyet üzere idare etmesi mümkün müdür? Elbette hayır.

Şimdi Hazret-i Muhammed'e (asm) bakıyoruz; ümmi bir Zatta ortaya çıkan kanunlar, on dört asrı ve her asırda insanların dörtte birini adaletle ve hakkaniyet üzere idare etmiş ve ediyor. Bunun yeryüzünde bir tek emsali yoktur. Hatta yıllarca hukuk eğitimi alan onlarca hukukçunun bir araya gelmesiyle yapılan kanunlar üç beş sene bile yaşayamıyor ve eskiyor. Adaletle idare edememesi ise cabası. Şimdi O zattan (asm) meydana gelen kanunları, Hz. Muhammed'in (asm) vahye mazhar olup, Allah'ın elçisi olmasıyla izah etmezsek, ne ile izah edeceğiz?

Ümmi olup okuma yazma bilmeyen bir zatın, kendi kendine bir din çıkarması ve bu dinin on dört asır boyunca, her asırda milyonlarca insanın rehberi, akıllarının muallimi, kalplerinin temizleyicisi, nefislerinin terbiyecisi ve ruhlarının gelişimine maden olması ve her asırda milyonlarca taraftar bulması mümkün müdür? Ve emsali var mıdır? Elbette yoktur…

Şimdi yine Hz. Muhammed'e (asm) bakıyoruz; O ümmi Zatı'n (asm) fiilleri, sözleri, hal ve hareketlerin- den çıkan İslamiyet, her asırda milyonlarca insanın rehberi ve mercii, akıllarının muallimi ve mürşidi, kalplerinin nurlandırıcısı ve temizleyicisi, nefisleri- nin terbiyecisi ve ruhlarının gelişiminin ve yükselme- sinin sebebi olması cihetiyle misli olmamış ve olamaz. Öyleyse bu Zat'ın (asm) peygamberliğini kabul etmezsek, İslamiyet'i ve İslamiyet'in kalplerde, ruhlarda, akıllarda, nefislerde ve gönüllerde yapmış olduğu inkılabı ne ile izah edeceğiz?
 
Bugün 19386 ziyaretçi (101720 klik) kişi burdaydı!
 

Bugün: 16
Tıklanma Sayısı: 80 Buradasın: nubuvvet

  CCBot/2.0 (https://commoncrawl.org/faq/)   34.204.11.236  
     
Yandex.Metrica
Bu tasarım Derviş Sami Tarafından Düzeltirmiştir. Emeğe Saygısızlık Yapılamaz!..
dervislermekani.tr.gg / 2014 - 2015
Google ChromeMozilla Firefox
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=